“Hava hafif kararmış ışıklar gözümü alıyor, sesler kulağımda berraklığını yitiriyor. Yeryüzü dönüyor ama bizi savurmuyor, onunla dans ediyoruz. Tatlı valsin débutant’ları olarak ilk dansın heyecanıyla soğuğu hissetmiyoruz. Eldivenlerimizi çıkarmışız. Soğuk elli Nastenka, ateşine uzatıyor ellerini. Yürüyoruz galiba ama başım dönüyor. Rüzgara karışmış kokun tenimi okşuyor kibarca. Yukarı çeviriyorum başımı gökyüzüne; gökyüzümüze, herkesin ama bir o kadar da sadece bizim olan, üstümüzü örten yegâne şeye. Ağaçlar saadetimizin şövalyeleri gibi dikiliyorlar korkusuzca. Yol hayli dolambaçlı ve bir o kadar da sessiz. Bitmesin istiyorum, hep böyle yürüyelim sonsuzluğa. Hayatında tek kadeh içki içmemiş ben ilk kez sarhoş oldum sanki. Bir deprem oluyor sonra beynimde, sarhoşluğun sıcaklığı terk ediyor beni geldiği gibi ve gerçeklik içimi üşütmeye başlıyor. O, ileride görünüyor. Korkularımın gölgesi ete kemiğe bürünüyor yavaşça. Ama sen? Bunca zamandır kollarına koşmak istediğim karşıda işte, KARŞIDA. Peki ya öncesi? Ya sonrası? Zamanın kaçınılmazlığı sarıyor etrafımı. Geçmişim sarıyor etrafımı öyle sıkı ki sana ulaşamıyorum; zincirlerimi kırıp, iplerimi kesemiyorum. Kesmek istiyor muyum, onu da bilmiyorum. Seni nasıl hapsederim yalnızlığıma ama onunla her şey öylesine mümkün ve kolay ki… O! İyice yaklaşıyor!”
Belki de Beyaz Geceler’in “kötü kahramanı” Nastenka’nın kafasının içinden bunlar geçiyordu hayalperestini bırakırken. Hepimizi kendi hayatımızın hem Nastenkası hem de hayalperestiyiz. Kitapta Nastenka’nın seçimi belli ama eminim ki başka Nastenkalar kendi gecelerine başka sonlar yazmıştır. Belki de güzel sabahlarla bitiyordur bir yerlerde Beyaz Geceler.
Şevval Korkut